14 Mart 2016 Pazartesi

Bed-baht



Ne bedbaht bir dönem değil mi? Yok yere bitmiş hayatların gölgesinin altında utanç içinde başladık haftaya. Bir anda sona eriveriyor hayat. Öyle güçsüz, öyle havaya yaşıyoruz. Telaşlar, heyecanlar, korkular hepsi ölümün izin verdiği kadar. Önüne atlayıveriyor ne yaptığını görmeden. Sevgiline mi koşuyorsun, anneni mi kucaklıyorsun… Hiç. Umurunda. Değil.

Bunalıyorsun, sevdiklerin sağsa buruk bir sevinç yaşayıp hayatına/kendine dönüyorsun. Orası çok mu iyi? Değil orada kocaman bir özlem var. Bu dizelerin sahibi belli, sana söylüyorum. Evet ben de özledim…İçmediğimiz şarapları, şarabımıza eşlik edememiş Ajda plağını, senin göğsüne uzanıp yukarı baktığımda gökyüzü gibi görünen tavanı, çalmadığın şarkıları, çalmadığım şarkıları, kahve içerken basit bir olaya duyduğun heyecanını, heyecanını anlatmanı, içmediğimiz şarapları, gitmediğimiz tatilleri, hayal ettiğim tatillerde seninle beni, 3 kelimelik olayı on beş kelimede anlatışını, siyah noktalarıma takılmanı, çok ender duyduğum içten kahkahanı, çok ender olan bana hak verişlerini, beni deli etmelerini, sakladıklarımı keşfetmelerini, günahlarımı bilip susmanı, susamayıp yüzüme vurmanı, utancımı affetmeni, seninle zıplayarak yürümeyi, sana gelirken zıplayarak yürümeyi, beraber gidemediğimiz ve her sokağında seni hafızama kaydedemediğim İstanbul’u, seninle olmayı, senin yanında huzur bulmayı ve en çok da beni içten sarıp göğsüne koymanı özledim. Sonra sordum kendime, ne oldu da bunları özler hale geldin? Ne oldu da bir samimi öpüşün peşine düşer oldun? Kendimde yanıt bulamadım. Bulamadıkça sustum...

Hadi diyorum bi nefes alalım. Sokağa atıyorum kendimi. Nasıl serin… Mart hakkını veriyor. Doğa hesap soruyor. Yaşananları yüzümüze vururcasına esiyor rüzgar. Keskin, tokat gibi çarpıyor. Dönüyorum eve geri. Yaşananlardan kaçamazsın. Ey başını ve yüzleş. Bedenin kaldırırsa, bir gün daha hayattasın.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder