5 Nisan 2016 Salı

The way it used to be


Çocuk köşesinde düşünürken buldu kendini.

Gelecek kaygısı yokmuşcasına geçmişi kahkahayla anarken.

Hani kaldığın dersten en yakın arkadaşının da çuvalladığını duyunca umursamaz şen bi kahkaha atarsın, çocuk da kendisiyle attı kahkahayı. Gelecek geçmişi kucaklıyor gibi. Olan olmuş, sağlık olsun der gibi.

Zamanında cool olduğunu düşündüğü o fransız bohem hallerin aslında sadece hüzün olduğundan, istesin istemesin herkesin payına bir miktar düştüğü gibi kendisinin de nasibini alacağından haberi yoktu. 

Koridorları küçüklükten severdi. Nasıl da hayat iyi kötü onlarca koridor çıkarmıştı karşısında. Otel koridorları, ev koridorları, yurt koridorları, hastane koridorları. En unutulmazı, en çok acıtanı.

Çocuk oynarken buldu kendini. Aylarca tiyatro sahnesine çevirdiği hayatını takındığı maskelerle yaşıyordu. O dönem yalnızlığı sevdiğini zannediyordu. Oysa kendi olabildiği andı yalnızlık dediği. 

İşte gecenin bir yarısı parça parça görüntüler geliyor insanın gözüne. Kimi florosan gibi keskin, kimi soluk alır gibi sıradan. Kimiyse yaşanmayı bekler gibi gizemli ve arzulayıcı. 


Çocuk köşesinde sıkıldı.

Çocuk kalkmak isterken buldu kendini.

Çocuk kollarını doladı birbirine. Kendine sarılır gibi.

Farkında değil ki en çok kendini acıtıyorsun, korumak istesen bile.


2 yorum:

  1. Çok doğru .. Çocukken iki şey isterdim biri ata binmek diğeri de çocuk kalabilmek ikisini de başaramadım ama olsun çocukken bile çocuk olmanın güzelliğinin farkına varabildim bu bana yetti :)

    YanıtlaSil
  2. Ne güzel... Bense hadi büyüyeyim bıyığım çıksın derdim. İçinde bulunduğum dönemin değerini anca sonraki buhranlarda anlayabiliyorum ne yazık ki :)

    YanıtlaSil